
Diyete başlamak, sürdürememek, eskisinden belki de 1-2 kilo daha fazla alarak başa dönmek ve sonrasında yaşanan hayal kırıklığı!
Eminim, bu durum okuyan birçok insana çok tanıdık gelmiştir.
Öncelikle tabii ki tercih sebebi ama “diyet yapmak” ifadesi —ki diyetin kelime anlamı “beslenme düzeni”dir— zihnimizde bazı şeyleri yasaklamak, dünya nimetlerinden mahrum kalmak gibi kısıtlayıcı bir algı yaratır.
Bizler kendimiz için en iyisini isterken, öncelikle sağlığımız için de “diyet yapmak” yerine aslında bir ömür sağlıklı beslenmek gibi daha güçlü bir neden ve daha büyük bir hedef belirlemeliyiz ki bu, zamanla bir alışkanlığa ve hatta yaşam biçimimiz haline dönüşsün. Böylelikle kilo almak ya da vermek gibi bir sorunumuz da kalmaz!
Özetle:
• Diyet = Aç kalmak değildir.
• Diyet = Sadece kilo vermek değildir.
• Diyet = Belirli bir süre uygulanan yasaklar listesi olmak zorunda değildir.
• Diyet = Kişinin beslenme düzenidir.
Peki, Neden Kilo Veremiyoruz, Neden Vazgeçiyoruz?
Öncelikle herhangi bir tanınızın, sağlık probleminizin ya da genetik bir etkenin olmadığını referans alarak nedenlerine birlikte bakalım.
Fiziksel Açlık ve Duygusal Açlığı Birbirinden Ayırın
İnsan her zaman fiziksel olarak acıktığı için yemez. Bazen sıkıntıyı, yalnızlığı, öfkeyi, kaygıyı veya boşluk hissini kısa süreliğine bastırmak için yer.
Buradaki döngü şöyledir:
Duygu ya da düşünce → yeme isteği → kısa süreli rahatlama → suçluluk → yeniden olumsuz duygu → tekrar yeme isteği
Burada kişinin duygu, düşünce ve stres yönetimi konusunda yeni bir davranış geliştirmesi gerekir.
Ödül Sistemi ve Anlık Haz
Özellikle yoğun lezzetli, şekerli ve yağlı yiyecekler, beynin ödül sistemi açısından güçlü uyaranlardır. Zihin yorgunken veya stres altındayken:
“Uzun vadede sağlıklı olmak istiyorum.” yerine
“Şu anda biraz rahatlamak istiyorum.” seçeneğine yönelebilir.
Bu, kişinin sağlığını önemsemediği anlamına gelmez. Beynin kısa vadeli ödülü, gelecekteki ödülden daha güçlü algılamasıdır.
Otomatik Alışkanlıklar
Akşam televizyon karşısında atıştırmak, kahvenin yanında mutlaka tatlı yemek veya can sıkıntısından buzdolabını açmak zamanla otomatikleşebilir. Bu otomatik davranışı farkındalıkla söndürmeniz gerekir.
Yasaklama ve Kontrolün Geri Tepmesi
“Bir daha asla tatlı yemeyeceğim.” gibi katı kararlar, zihnin yasaklanan yiyeceğe daha fazla odaklanmasına neden olabilir. Sonra küçük bir kaçamak olduğunda kişi:
“Nasıl olsa bozdum, artık devam edebilirim.”
diyerek bir dilimden çok daha fazlasını yiyebilir. Asıl sorun bazen yediği bir parça değil, ardından kendiyle ilgili verdiği hükümdür:
“Yine beceremedim. Ben zaten iradesizim.”
İç Eleştirmen ve Suçluluk
Kişi kendisine sürekli “İradesizim, yine başaramadım.” dediğinde yoğun suçluluk ve öz eleştiri, stres düzeyini ve yeme ihtiyacını artırarak döngüyü besleyebilir.
Yani kişi bazen yalnızca kilo aldığı için kendini eleştirmez; kendini eleştirdiği için yeniden yemeye de yönelebilir.
Bu nedenle öz şefkat:
“Boş ver, istediğini ye.”
demek değildir.
“Bugün planımın dışına çıktım ama bu, benim iradesiz ya da başarısız olduğum anlamına gelmez. Bir sonraki seçimimi değiştirebilirim.”
diyebilmektir.
Kimlik Algısı ve Bilinçaltı İnanç Kalıpları
Kişi yıllarca kendisine:
• Ben zaten kiloluyum.
• Ben kilo veremem.
• Bizim ailede herkes böyle.
• Başlasam da yine bırakırım.
• Zayıflamak için sürekli aç kalmam gerekir.
dediyse bunlar zamanla yalnızca düşünce değil, birer kimlik cümlesi hâline gelebilir.
Kişi yeni bir davranışı birkaç gün denese bile zihin, eski kimliğe uygun kanıtları seçebilir. Bir kez zorlandığında “Gördün mü, yine olmadı.” der. Burada çalışılması gereken şey; kararlılık göstermek, yeni davranışı tekrarlamak ve yeni bir kimlik algısı yaratmaktır.
Stres ve Uyku
Kronik stres, yeme davranışını ve kişinin yiyecek tercihini etkileyebilir. Yetersiz uyku da ruh hâlini, karar verme kapasitesini, iştahı ve kilo yönetimini zorlaştırabilir. Bu yüzden kilo verme sürecinde yalnızca “Ne yediğin?” değil, “Nasıl uyuduğun, ne kadar stres yaşadığın?” da önemlidir.
Kilo Verme–Alma Döngüsü
Çok katı bir diyetle başlayan kişi bir süre güçlü bir kontrol uygular. Sonra yorulur veya planını bozar. Ardından suçluluk ve vazgeçme gelir. Burada sorun kişinin “disiplinsiz” olması değil, sürdürülemeyen bir sistemin içine girmesidir.
Nisa Çağlar